İnsancıl Sol, gücünü bağımsızlığından, etkisini tutarlı yayın politikasından almaktadır. İnsancıl Sol, kesintisiz demokrasi-sömürüsüz ekonomi hedefine gönül vermiştir. İnsancıl Sol, demokrasi ve halk eğemenliğini herşeyin üzerinde tuttuğunu izlediği yayın politikası ve ilkeleriyle de kanıtlamıştır. İnsancıl Sol, çoğulculuktan yanadır. Çoğunluk diktasınınsa karşısındadır. İnsancıl Sol, her türlü karanlığın, bağnazlığın ve mafya dahil kara düzenin de, hortumcunun da karşısındadır. Buna karşılık İnsancıl Sol barışçıl ve yapıcı her düşüncenin özgürce açıklanmasından yanadır. İnsancıl Sol, "sözde" değil özde soldur. Onun solculuğu, insan sevgisini baştacı yapan, Yunusların, Mevlanaların, Hacı Bektaşların toprağında ATATÜRK devrimleriyle yoğrulan ve ulusaldan evrensele erişen çağdaş solculuktur. Haram lokma kursağımızdan, halka tepeden bakan seçkinci solcular ise kapımızdan bile geçemez! Emperyalizmin de her türden ırkçılığın da önünde eğilmeyecek bir bayrağız, satın alınamayacak imanlı, halktan insanlarız; düşürülemeyecek bir kaleyiz. Bu gücümüze güç katan ve yolumuza ışık tutan da sizlersiniz. O zaman yolumuz ve bahtımız açık, yarınlarımız umutlu ve kutlu olsun!
DOĞU YA SÜRMEK ... 06.02.2010 Saat: 19:51 Gönderen: habermerkezi
Tınaz TİTİZ'in kaleminden: "Kamu görevlileri tarafından yerine getirilmesi beklenen işlevler, her şeyini devlete bağlamış bir toplumda yurttaşlar açısından çok önemlidir. Becerikli bir kamu görevlisi çevresine aydınlık saçarken, beceriksiz ya da hınç dolu bir görevli ise tam tersini sergileyecektir. Beceriksizlik ya da hıncın sistematik olarak tekrarlanmadığı hallerde bu büyük bir sakınca yaratmayabilir. Ama uzun yıllar boyunca süren bir alışkanlık sistematik etki yapar ve o yörelerde açıklanamayan geri kalmışlık semptomları ortaya çıkmaya başlar. Ülkemizin doğu ve güneydoğusundaki ve de tüm geri kalmış yörelerindeki kamu hizmetlerine ve geri kalmışlık işaretlerine bu gözlüklerle bakmakta yarar vardır. Bu eğilim toplumsal kültürümüze ne denli egemen olmuştur? Maalesef sanıldığından çok daha fazladır."
Tekel işçilerinin Vakıfbank’taki hesaplarına iradeleri dışında müdahale edildiğini söyleyen sendika, Vakıflar Bankasına ise konuyla ilgili bir yazı yazdı. Tek-Gıda Genel Sekreteri Macit Amaç, banka yöneticilerinin veya onlara emir verenlerin suç işlediğini savunurken, hataların düzeltilmemesi durumunda dava açacaklarını açıkladı. Başbakan R.Tayyip Erdoğan’ın 6 binden fazla Tekel işçinin, bankaya yatan kıdem tazminatını hesabına aktardığını söylemesi üzerine, hesaplarını kontrol eden işçiler Vakıfbank’ı suçladı. Vakıfbank’ın müşteri emri olmadan başka bir hesap açarak kıdem tazminatlarını oraya yatırmak ve müşteri bilgilerini açıklamakla suçlayan Tek-Gıda İş Sendikası şikayetçi oldu... 53 gündür Ankara’da eylemlerini sürdüren Tekel işçilerinin hesaplarına hafta içinde kıdem ve ihbar tazminatları yatırılmıştı. Ancak Başbakan’ın açıklamaları üzerine, hesaplarını kontrol eden işçiler bir hareketlilik olduğunu gördü. İşçiler bunu sendikaya bildirince, yetkililere de Vakıfbank Genel Müdürlüğü’ne yazı yazarak işçilerin şikayetlerini iletti. Tekgıda-İş Sendikası Genel Sekreteri Macit Amaç, Başbakan’ın açıklamalarını duyduklarında şaşırdıklarını dile getirirken, “Bankanın böyle bir yetkisi bulunmuyor. Ayrıca mudilerin hesaplarının gizli olması gerekiyor. Banka yöneticileri veya onlara emir verenler suç işledi” dedi.
Hindistan'da küresel ısınmanın etkilerini azaltmaya yönelik görüşmeleri yürüten BM yetkilileri, son dönemlerde yapılan kimi ciddi hatalara rağmen, iklim değişikliği konusunun hala büyük bir inandırıcılık taşıdığını bildirdiler. Kopenhag zirvesinden sonraki ilk büyük toplantı Yeni Delhi'de yapılıyor. Toplantıya bilim adamları, siyasetçiler ve iş çevrelerinden yetkililer katılıyor. Yeni Delhi'de toplantıya katılan, Birleşmiş Milletler bünyesindeki Uluslararası İklim Değişikliği Paneli'nin başkanı Doktor Rajendra Pachauri, BBC'ye yaptığı açıklamada, tezlerinin geçerli olduğunu gösteren çok sayıda kanıt olduğunu söyledi. Pachauri, panelin bir süre önce hazırladığı raporda, sadece tek bir ciddi hata yapıldığını belirtti.
KUZEY İRLANDA DA SİYASAL KRİZ AŞILDI 06.02.2010 Saat: 19:27 Gönderen: habermerkezi
Kuzey İrlanda'nın en büyük iki partisi, polis ve yargı düzenlemelerinin Londra'dan Belfast'a devrine yönelik sorunun çözümü konusunda anlaşmaya vardı. Birleşik bir İrlanda'yı savunan Sinn Fein'le, Kuzey İrlanda'nın İngiltere'nin parçası olmasını isteyen Demokratik Birlik Partisi arasındaki müzakereler 10 gündür sürüyordu. Demokratik Birlik Partisi lideri Peter Robinson, meclis gruplarının çok yapıcı bir toplantı yaptığını, önerileri milletvekillerine sunma şansı bulduğunu, 35 milletvekilinin tümünün de önerilere destek verdiğini söyledi. Sinn Fein lideri Gerry Adams da Demokratik Birlik Partisi'nin kararını memnuniyetle karşıladıklarını belirtti.
İnsancıl Sol Yayın Kurulu ve K.Y.K. üyesi R.Bülend KIRMACI yazdı: "Siyaset, hele ki sol siyaset üzerine tartışma açıldığında, 1998'den beri insancıl sol'un temellendirilemsinde emek verenlerden biri olarak diyebilirim ki, kimi etkin çevreler tarafından düşüncelerimizin adeta görmezden gelinmesi çok da önemli değildir. Bunda belki bizlerin de gündelik yaşam mücadelesi dolayısıyla eksikliklerimiz olmuş olabilir. Ancak önemli olan, halkımızın, siyasal bir düşünceyi güvenle sahiplenmesi, inançla benimsemesidir. Anlatılma olanağı bulunan bir düşünce kadar topluma karşı ödevlerin yerine getirildiği duygusunu yaratan çok az şey vardır ..." Öyleyse, bir kez daha insancıl sol'dan söz etmeye çalışmanın zamanıdır...
Özgen ACAR'ın kaleminden: "AKP’nin “Ermeni açılım” siyasasından dolayı Ankara’ya kırgın Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev de “Artık bu iş böyle yürümez. Kardeş olarak doğalgazın bin metreküpünü bizden 120 dolara, Rusya’dan 300 dolara alacaksın, almadığında 1 milyar dolar ödeyeceksiniz. 2008’den bu yana süren bu belirsizliği geri dönüşümlü olarak uluslararası piyasa düzeyine biz de çıkarmak zorundayız!” demez mi? ABD Avrasya Enerji Özel Temsilcisi Richard Morningstar da Yunanistan-İtalya bağlantılı Avrupa güney koridoru hakkında Ankara’nın ilgisizliğinden yakınıp Azerbaycan’la Şah Denizi’nde anlaşmaya varılmayışını eleştirmez mi?.."
Şükran SONER'in kaleminden: "Demokrasinin beşiği olarak bilinen İngiltere’de yeni sol rüzgârlarıyla iktidara gelen İşçi Partisi lideri Tony Blair en sonunda Irak işgalindeki savaş suçunun hesabını vermek üzere sorgu masasına oturdu. Sonuç olarak ifadesinde Irak işgali gerekçelerinin bugün artık yalan olduğunun bilinmesine karşın, özetle pişman olmadıkları ana fikri ile savunmasını yaptı. Meclis soruşturma komisyonu başkanı Chilcot’un adı ile bilinen komisyonda verdiği ifadede, daha da ileri bir söylemle “Iraklılar Saddam rejimi yerine bugünü tercih edeceklerdir” dedi... Irak işgalinin en anlamlı gerekçesi, iyice kanlanan petrolün en zengin yatakları üzerinde yaşayan Iraklılar günlük ihtiyaçları için bulamadıkları petrol için ellerinde bidonlar uzun kuyruklarda bekliyorlar. Aslında en temel gıda ve her tür gereksinimlerinde aynı kuyruklar var. Akıl almaz yoksulluğun simgesi; elinde en pahalı silahı tutan örgüt üyelerinden ağıt yakan kadınlara, kuyruklarda bekleyenlere, ayaklardan ayakkabı yok olarak yerini naylon terlikler almış."
Tekel işçilerinin kazanılmış haklarını ve statülerini korumak uğruna başlattıkları direniş bu gün tarihi bir dayanışma aşamasına daha erişti. Çeşitli konfederasyonların katılımıyla Ankara'da ve yurt genelinde Tekel işçileri ve diğer emekçiler, sorunlarını daha iyi anlatmak ve paylaşmak için üretimden gelen güçleri kapsamında "çalışmama haklarını" kullandılar. Yurdun değişik yerlerinden çeşili etkinliklerle eyleme destek verildi. Eylemler barış içinde gerçekleşti. Öte yandan Ankara'da işçilerin başlattıkları "açlık grevi" de 2. gününe ulaştı. Hükümet çevreleri Ankara'da Türk-İş önünde dayanışma çadırları kuran işçilerin eylemini "işgal" olarak nitelendirirken, 4-c başta "koşullara" uyulmaması halinde "sendikaların işçilere yeni iş bulması" gibi öneriler de dillendirildi. Kimi büyük işveren çevreleri ise, olası bir "genel grev"in "kabuledilemez" olduğunu beyan ettiler. Öte yandan eylem ve etkinliklere dünya basını da önemli bir yer ayırdı ...
EMEKLİLER VE EMEK VERENLER SEVGİLİ VE SAYGIN İNSANLARDIR 01.02.2010 Saat: 22:33 Gönderen: habermerkezi
İnsancıl Sol Y.K. üyesi, Eski Devlet Bakanlarından ve Diyanet İşleri Başkanlarından Dr. Lütfi DOĞAN yazdı: "Sevgili peygamberimiz işçinin, emek sahibinin teri soğumadan hakkını verin, diyor. Bu Hakkı Engellemek Zulümdür. Hak sahibi kim olursa olsun, isterse karşıtınız olsun, hakkını vermek hakka bağlılık, esenlik getirir onu hakkı ile ödeyene. Yüce Tanrı inanıp, yararlı işler yapanlara, eksiksiz, sağlam iş yapanlara, iş üretenlere, karşılıksız seven Rahman olan Allah Sevgi var edecektir, buyuruyor. Sağlam ,güzel emek üretenler buyrulduğu gibi yalnız yüce tanrının değil,herkesin sevgilileridir. Emeklinin emeği, sevgiüretir, iş üretir, maddi kazanç da sağlar. Böyle bir insana, emekliye her toplum saygılı ve sevgili olur. Hangi toplumda emekliler, emek sahipleri mutlu, sevinçli ise, o toplum adil toplumdur, diyoruz.Çağdaş toplumlarda, sosyal devlet bu yükümlülüğü üstlenmiştir. Biz nasılız? Çağdaş dünyanın nimetlerinden olan bu konuda neler yapmalıyız, toplumsal güvenimiz ne kadar, bir de kendimizi sorgulayalım . Kalın esenlikle!"
Güngör URAS'ın kaleminden: "Hayatta işini kaybetmeyen, iş kaybetmenin ne demek olduğunu anlayamaz. Hele hele, günümüz Türkiye’sinde belli bir yaşa gelmiş kimsenin işini kaybettikten sonra yeni bir iş bulması, kendi karnını ve bakmakla yükümlü olduklarının karnını doyurması imkânsız gibidir. Tekel işçilerinin direnişi, özelleştirme sonunda işçilerin sokağa atılmasındaki yanlışlığın ötesinde Tekel’in özelleştirme modelinin yanlışlığını da (iş işten geçmiş olsa da) sergiliyor. Tekel çok yönlü bir kamu işletmesiydi. Ülke genelinde tütün üretimini destekliyor, ülke genelinde yaprak tütünlerin işlenmesini sağlıyor, ülke geneline yaygın tesislerinde sigara üretiyor, böylece ülke genelinde yöresel olarak istihdam imkânı yaratıyordu."
DÜZENİ BOZUK DÜNYA 01.02.2010 Saat: 21:57 Gönderen: habermerkezi
İnsancıl Sol Y.K. üyesi R.Bülend KIRMACI yazdı: "İş yaratmada yetersiz iktidarlar, artan hayat pahalılığı karşısında işçilerine “'şsizleri' göstererek değilse de hak arama talepleri yasal engellerle törpülenerek sönümlendiriliyor. Bu dünyanın çivisi çıkmıştır. Akortsuzdur. Ahlaksızdır. Bu dünyanın düzeni bozuktur! Her şeyden önce de akıl dışı çağındadır! Çünkü bu kadar gelir adaletsizliğiyle, bu kadar yaygın yoksullukla, bu denli silaha ve nükleer denemelere yapılan yatırımlarla geleceğe güvenle bakabilmek neredeyse olanaksızıdır. Belki de antik dönemin idealleri ile büyük savaşların sonrasında gerçek ve kalıcı barışı arayan düşünsel brikimin yeniden ele alınmasının zamandır. Fakat soyutlamanın belirsizliğindense biraz iddialı da olsa, insancıl sol (sosyal) bir anlayışın, demokrasilerde iyileşme, ekonomilerde gelişme ve Hakça bir dünya arayışına vurgu yapılabilir. Yeni Dünya eskisinin küllerinde çok insan kardeşleri için vuran yüreklerden yükselebilir."
RAUF R. DENKTAŞ IN KALEMİNDEN "LİMANLAR" KONUSU ... 01.02.2010 Saat: 21:46 Gönderen: habermerkezi
KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Sayın Rauf R. DENKTAŞ, Yeniçağ Gazetesi'nde 26 Kasım 2009 günkü makalesinde, Limanlar konusunu işledi. Sayın Denktaş diyor ki; "Rum tarafının bu konuya bakış açısına bakalım. “Türkiye, limanlarını açmaya, bizi tanımaya mecburdur” diyorlar. Bu yapıldığı takdirde Türkiye, bir AB üyesini işgal etmiş olduğunu ve böylelikle uluslararası yasaları ve insan haklarını çiğnemekte olduğunu kanıtlamış ve kabul etmiş olacaktır; AB üyesi olabilmesi için bu kanunsuzluklardan vazgeçmesi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti denilen sahte devletin de ortadan kalkmasını sağlaması gerekecektir. Bu sahte devlet adadan Türk askerlerinin ve “yerleşiklerin” çekilişine paralel bir şekilde ortadan kalkmış olacaktır”. Rum basını bu temayı büyük bir rahatlıkla işlemekte, “Kıbrıs bizimdir” diyebilmektedir. Hristofyas görüşmelerde Makarios’un çizgisini korumakta, EOKA’dan aldığı ilhamla hareket ettiğini saklamamaktadır."
SİZİN DE BİR HİKAYENİZ OLMALI 01.02.2010 Saat: 21:32 Gönderen: habermerkezi
İnsancıl Sol Y.K. üyesi Erol ÇEVİKÇE yazdı: "Hâlâ demokratikleşmek için çabalayıp duruyoruz. Sanıyoruz ki askerden kurtulursak yarın sabah demokrasi gelecek, elli kere değiştirdiğimiz Anayasa'yı sil baştan yaparsak, askerlerden kurtulacağız. Günlerdir Çetin Doğan'la yatıyor, darbe rüyalarıyla uyanıyoruz. Oysa Türkiye'de ve 2010 yılında olduğumuzu unutuyoruz. Daha Avrupa Birliği'nin kapısına bile gelemedik. Hepimiz geçmişimizi daha doğru ve gerçekçi bir gözle yorumlamalıyız. Bakın daha demokrasi yoluna çıktığımız ilk yıllar. 1954'te bir lise öğrencisi olarak başımdan geçenleri yıllar sonra böyle yorumlamışım. Kimseye "siz de deneyin" demiyorum! Bazıları böyle yaparsa, belki intikam peşinde koşmaktan yorgun düşmezler. "
İnsancıl Sol Y.K. üyesi Prof.Dr. Ata ATUN yazdı: "BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un dün adaya gelişi tam da Türkçemizdeki “Bayram değil, seyran değil eniştem beni niye öptü” deyimine çok benziyor. Moon bu ziyareti ile hem Talat’a destek vermiş olacak, hem müzakerelerin devamını garanti atına alacak, hem de yerel kamu oyunda yapılan tüm anketlerin gösterdiği gibi Eroğlu’nun Cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda da müzakerelerin bırakıldığı yerden devamını teminat altına almış olacak. Ban Ki Moon’un kendisine yürekten verdiği bu destek ile Cumhurbaşkanı Talat da büyük bir olasılıkla bu hafta içinde adaylığını büyük bir zafer edasıyla ve görkemli bir şölen ile ilan edecek..."
Mustafa SÖNMEZ'in kaleminden: "Şimşek, Ankara’da 43 gündür süren tütün işçilerinin eylemine yönelik olarak “Eğer hükümetin bir hatası varsa, o da merhametli olunmasıdır. Özelleştirme sonrasında ortaya çıkan, açıkta kalan işçilere merhamet göstermesidir” demiş ve eklemiş; “Vatandaşın parasını çarçur etme gibi bir lüksümüz yok. Vatandaştan aldığımız vergileri yerinde kullanmamız gerekiyor.” Hak mücadelesi içinde olanlara, “merhamet” gibi aşağılayıcı bir duygu ile yaklaşanlar kervanına böylece bu hazret de katılmış bulunuyor. Özelleştirme İdaresi, 17 Ocak tarihli açıklamasında, satılan sigara fabrikaları ile kapatılan Tekel birimlerinden kalan işçi sayısını, 8.364, bunların aylık ücret maliyetinin de 26 Milyon TL olduğunu bildiriyor. Bu, yılda 312 milyon TL bir maliyet demek. Peki bu maliyeti, taşınmaz yük gören Hükümet, acaba nerelere , ne paralar harcıyor?"
19 OCAK GÖZLEMLERİ VE BİR UTANÇ TABLOSU 01.02.2010 Saat: 21:14 Gönderen: habermerkezi
Taylan ÖZBAY yazdı: "Liberali, muhafazakarı, ulusalcısı, İslamcısı, misli misli... Ama insan hakları ve demokrasiye olan inançlarını, dahası vicdanlarını tüm bu siyasal kimliklerinin üstüne çıkartabilmiş olanlar, derseniz... İşte, Silivri'de olanlara isyan edenler; ki Hrant Dink'in ölümüne sessiz kalanlar da onlardır... Ve işte, Dink'in ardından yas tutanlar, davasındaki karanlığı dağıtmak için var güçle mücadele edenler; ki Silivri'de yaşananlara tepki koyanları, 'çeteci, darbeci, cuntacı' sayanlar da onlardır... Ve hepsi kendince en büyük insan hakları savunucusu, en büyük demokrat... Ve işte bu yüzden, Türkiye, böyle bir Türkiye..."
YÜZ KIZARMASI İNSANA ÖZGÜDÜR 01.02.2010 Saat: 20:58 Gönderen: habermerkezi
İnsancıl Sol Y.K. üyesi Reşit ÇAĞIN yazdı: "14 yaşından itibaren aile özlemi çekmiş, ömrü nöbetler, tatbikatlar, denizde, karada, havada doğal zorluklarla, maddi-manevi yokluklarla geçmiş, cefakar ve fedakar insanlar, “bir kadın memesine memleketi satacak” kadar yüce(!) duygulara sahip “kiralık müfteri”lerin sıçrattığı çamuru temizlemek için çırpınıp duruyor. Çünkü onlar, insani gelişimini şeklen tamamlamış olanların anlayamayacağı namus, şeref, yüz kızarması gibi erdemlere sahipler.Tek övünçleri olan,Vatan bayrağına sarılarak son yolculuğa uğurlanmak ayrıcalığının böyle iğrenç tertiplerle gölgelenmesi ağırlarına gidiyor..."
İnsancıl Sol Y.K. üyesi Suay KARAMAN yazdı: "Yedi yılda 'Türkiye zenginleşmiş' diye övünüyorlar. 5 milyon kişi asgari ücretle çalışıyor, 7 milyon kişi işsizlikle boğuşuyor. Çalışanların %70’i yoksulluk sınırının altında ücret alıyor. 11 milyon kişi yeşil kartlı. Memurun, işçinin, emeklinin, esnafın, çiftçinin düşürüldüğü acıklı durum herkes tarafından görülmektedir... Yedi yıl önce ekmek 0.15 TL, benzin 1.69 TL, tüpgaz 19 TL idi. Bugün ekmek 0.60 TL, benzin 3.70 TL, tüpgaz 50 TL dir. Zenginliği fiyatların artması olarak görenler, halkın yoksulluğu karşısında sessiz kalmaktadırlar. Ülke yangın yerine dönmüş, ekonomik kriz almış başını gitmiş, yatırımlar durmuş, yoksulluk, açlık, işsizlik çığ gibi büyümüş, dış güçlerin isteğiyle yapılan açılımlar sorun oluşturmuş, terör azmış, yolsuzluk ve hukuksuzluk büyük boyutlara ulaşmıştır. Kurumları çatıştırarak, çatışmadan rant elde etmeyi düşünen siyasi iktidar, yolun sonuna gelmiştir."
okur bildirdi: "Ülkemizde memurlar yapılacak bir maaş sıralaması mümkün olsa, Zabıt Katipleri bu sıralamalarda en son sıralarda olacaktır. Zabıt katipleri açısından yıllardır süren ve bir türlü bitirilemeyen personellerin maaş ve ücret dengesizliğini ve maaşlarının arttırılması yönündeki çalışmaların personel artık beklenti içinde olmadığından, pek çok personel bu iyileştirme çalışması söylemlerinin uygulanmasını beklerken vefat etmiş veya emekli olmuştur. Adalet Bakanlığı tarafından Hakim ve Savcı sınıfındaki personellerle ilgili herhangi bir işlem en kısa sürede hayata geçirilirken yardımcı personeller ile ilgili düşünüldüğü söylenilen olumlu düzenlemeler nedense hep sadece lafta kalmaktadır. "
TEKEL DİRENİŞİ VE TÜRKİYE GÖRÜNÜMÜ 26.01.2010 Saat: 14:47 Gönderen: habermerkezi
İnsancıl Sol Y.K. ve İnsancıl Sol K.Y.K. üyesi R.Bülend KIRMACI yazdı: "Siyasetin tıkanmışlığını zorlayan bu “sosyal uyanış”; işçi, memur, çiftçi ve giderek işsiz ve topraksız yığınları adı konulmamış bir dayanışmaya sürüklüyor. Bunu artık Dünya’da görüyor... Onun için Tekel işçileri haklarını, toplum geleceğini ayrı dursalar da bir araya gelseler de, aslında birlikte arıyor. İşçi, memur, çiftçi ve emekten bilen girişimci nasıl hakları konusunda birleşerek daha etkin sonuçlar alabilirlerse, bu ve diğer toplum kesimlerinin ortak gücüyle de kendi varlıklarımıza daha fazla sahip çıkabildiğimiz bir Türkiye’yi oluşturmak, ekonomik haklarımıza ve doğal kaynaklarımıza da aynı duyarlıkla sahip çıkmak geleceğimiz açısından çok önemlidir. Tekel direnişi bir çok açıdan bir milat gibidir."
HUKUK DEVLETİ HEPİMİZ İÇİN 26.01.2010 Saat: 14:39 Gönderen: habermerkezi
İnsancıl Sol Y.K. ve İnsancıl Sol K.Y.K. üyesi Suay KARAMAN yazdı: "19 Ekim 2009 tarihinde terör örgütü PKK militanlarından 34 terörist, Habur sınır kapısından ülkemize giriş yapmıştır. Bu teröristleri PKK bayraklarıyla, halaylarla, şenliklerle karşılamaya gelenler arasında milletvekilleri, hükümet temsilcileri, devletin üst düzey yöneticileri bulunarak ve seyyar mahkeme kurularak kirli bir oyun oynanmıştır. Yüzyılın soygunu deniz feneri davasında hiçbir ilerleme yoktur ve bu dava ile ilgili haberlere yayın yasağı getirilmiştir. Buna karşılık kozmik büro ile ilgili arama ve haberlere yayın yasağı getirilmesi talebi ise yargıdan geri dönmüştür."
İnsancıl Sol Yayın Kurulu üyesi Erol ÇEVİKÇE yazdı: "İran'la tarihten gelen karşılıklı çıkar dengesine dayalı ilişkilerde değişen bir şey yok. Ne var ki, Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun son İran ziyaretinde Türkiye'nin haddini aşan görevlere soyunması ve buna da "yeni Osmanlılık" demesi, hem içerde hem de dışarıda şüphelere, kaygılara ve endişelere neden oldu. Bu son "yeni Osmanlılık" politikası, önce AB organlarında Türkiye'nin tarihî batıya dönük yüzünün, Müslüman doğuya dönüşü olarak algıladı. Başbakan Erdoğan'ın son ABD gezisinde Beyaz Saray'da "yok böyle bir şey, bizim yüzümüz her zaman olduğu gibi batıya dönük olmaya devam ediyor" diyerek garanti vermeye çalışması, Başkan Obama'nın da aynı konudaki sorusuna yanıt olmalı."
EKONOMİDE ÜÇ YENİ VERİ 26.01.2010 Saat: 14:16 Gönderen: habermerkezi
İnsancıl Sol Yayın Kurulu üyesi Prof.Dr. Erinç YELDAN yazdı:"Geçtiğimiz hafta içerisinde ulusal ekonomiye ilişkin üç yeni veri seti yayımlandı: TÜİK, sırasıyla sanayi üretimi Kasım ayı endekslerini, sonra da işgücü istatistiklerini yayımladı. Hafta sonunda da Maliye Bakanlığı 2009 yılı uygulama sonuçlarını değerlendiren bir sunum gerçekleştirdi ve 2009 yılı bütçe performansını açıkladı. Bu üç veri setini ayrı ayrı birer yazıda ele almak yerine, bir bütün olarak değerlendirmenin daha uygun olacağını düşündüm." Makalenin özgün hali için lütfen tıklayınız ...
İnsancıl Sol Y.K. üyesi R.Bülend KIRMACI yazdı: "Anmak' aynı zamanda anlamaktır… Uğur Mumcu’yu neden bir pusuda yitirdik? Yanıtı, yasıyla katışık olan soru bu… Ortadoğu’da katran karası bulutlar toplandığında, birbirimizi duyamadığımız fırtına ve boranda, aydınlarımızı yitirdik. Bölgesinde aksak da olsa tek demokrasi Türkiye... Mumcu’nun da adandığı “Tam Bağımsızlık” şiarını dillendirebilecek ve emperyalizme tarihte en büyük yenilgisini tattırmış olan da bu ülke… 'Yeşil Kuşak'tan, 'Ilımlı İslam' rol modeline evrilmeye çalışılırken ve laik, demokratik temellerini atan Atatürk devriminin yapı taşları aşındırılırken, onları savunan aydınların trajedisi acı ama yadırgatıcı sayılmayabilir..."
İŞÇİLER GENEL GREV DEDİ, TÜRK İŞ YÖNETİMİ DUYMADI ! 17.01.2010 Saat: 15:54 Gönderen: habermerkezi
Otuz dört gündür Ankara'da hakları için direnen TEKEL işçileri, yurdun değişik yerlerinden gelen emekçilerin de katılımıyla bu gün büyük bir miting yaptılar. Sıhhiye Meydanı'nda düzenlenen mitingde, bir TEKEL işçisi, İstanbul'da eylemlerini sürdüren bir itfaiye işçisi ve şeker fabrikalarının özelleştirmesine karşı çıkan Şeker-İş üyesi bir işçi yaşadıkları sorunları anlatan birer konuşma yaptı. Daha sonra kürsüye Türk-İş Başkanı Mustafa Kumlu çıktı. Sorunların çözülmesi için hükümete seslenen Kumlu'nun konuşması sık sık "Türk-İş göreve genel greve" sloganlarıyla kesildi. Ancak Kumlu konuşmasında genel grevden söz etmedi. Kürsüden ayrılırken de meydanda toplanan TEKEL işçilerinin tepkisiyle karşılaştı. İşçiler, "Kumlu genel grev sözü verene kadar burayı terketmeyeceğiz" dedi.
İnsancıl Sol Yayın Kurulu üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK yazdı: "57-60. AKP Hükümetleri 2003 başında “Sağlıkta Dönüşüm” adı altında, bir dizi çok kapsamlı ve köktenci (radikal) düzenlemeye giriştiler. Süreç, aslında kısa bir geriye bakışla 1990’lar başına, Dr. Yıldırım Aktuna’nın Sağlık Bakanlığı dönemine, DYP iktidarına tarihleniyor. Dünya Bankası (DB) ve IMF’nin dayatmalarıyla “Sağlık Projesi 1 ve 2”, DYP Hükümetlerinin özgörevi kılınmıştı. Anayasal altyapı 1982’de, 12 Eylül darbecileri tarafından sağlanmıştı. KüreselleşTİRme = Yeni emperyalizm, Türkiye’yi özellikle başkalaştırarak (metamorfoz) küresel kapitalist sisteme dönüşümsüz biçimde zincirleyecekti. Özal’lı 80’li yıllar kaldırım taşlarını döşedi. Demirel’li 90’lı yıllarda yollar asfaltlandı. 2000’li AKP’li yıllarda peyzaj tamamlanıyor.." Makalenin tamamı için lütfen linki tıklayınız ...
IMF ÜZERİNE ... 16.01.2010 Saat: 21:55 Gönderen: habermerkezi
İnsancıl Sol Yayın Kurulu üyesi Erol ÇEVİKÇE yazdı: "IMF'yi Devlet Planlama Teşkilatı'nda çalışmaya başladığımdan beri iyi tanıyorum. Partiler, akademisyenler ve aydınlar arasında kırk yıldır aralıksız en çok tartışılan konu, IMF ile ilişkilerdir. Hadi sağdakiler neyse ama muhalefetteyken en sert karşı çıkan merkez soldaki partiler bile, krizden çıkmak için IMF'nin kapısını defalarca çaldılar. Aslında bu işlere aklı eren herkes, IMF'nin uluslararası sermayenin "icra memuru" olduğunu yakından bilir. O yüzden bir ülke dış borca muhtaçsa, istese de yakasını IMF'den kurtaramıyor... Türkiye IMF'ye 1947 yılında üye oldu. Bugüne kadar 16 Stand-by anlaşması yaptı. Her seferinde 'istikrar için bize döviz verin' dendi. 1970 Devalüasyonunu takiben 1972'de fiyat artışları sadece yüzde 18'lere tırmanınca işçi dövizlerindeki artıştan oluşan ve 2 milyar dolara ulaşan döviz rezervleri enflasyonun sebebi olarak görüldü. 'Daha fazla işçi dövizi gelmesin' diyen Maliye Bakanlığı yetkililerinin sayısı arttı. O yıllarda bu tespitlerden görülüyor ki, her seferinde ağırlıklı sorun dış kaynak desteğidir..."
İnsancıl Sol Yayın Kurulu üyesi Suay KARAMAN yazdı: "Özelleştirme, sömürgeleştirme anlamına gelmektedir. Kalkınmakta olan hiçbir ülke, özelleştirme yaparak gelişememiştir. Özelleştirmede gelinen süreç, ülkemizin ulusal değerlerinin yitirilmesi, kapatılan fabrikalar, boş kalan tarlalar, işsiz kalan ve yoksullaştırılan insanlarımız kısaca Türkiye‘nin dışa bağımlı duruma getirilmesidir. TEKEL’i özelleştirerek, çok uluslu eller yaratanlar, ülkemizin ulusal değerlerini emperyalist güçlere peşkeş çekenler bunların bedelini mutlaka ödeyeceklerdir."
İnsancıl Sol Yayın Kurulu üyesi Prof.Dr. Erinç YELDAN yazdı: "İktisat ile ilgilenen hemen bütün sosyal bilimcilerin ortak görüşü, 2007/08 küresel krizinin ana nedeninin dünya finans piyasalarında yaşanan sürdürülemez şişkinleşme (aşırı değerlenme) ve borçlanma temposu olduğu konusunda birleşmektedir. Önceleri dot.com, daha sonra tüketici ve konut kredileri aracılığıyla sürdürülen finansal şişkinlik, 2007’de artık sürdürülemeyerek patlamıştı. Sermaye’nin finansal rant oyunlarından kurguladığı hayali karlar, reel ekonominin gerçekleriyle bağdaşmıyordu."
RUM SİYASİ AKTÖRLERİ 16.01.2010 Saat: 21:45 Gönderen: habermerkezi
İnsancıl Sol Yayın Kurulu üyesi Prof.Dr. Ata ATUN yazdı: "24 Nisan 2004 Annan Planı referandumunda Kıbrıslı Rumların verdikleri %76 oranındaki “Hayır” oylarının dikkate alınmasını ve bu karara da koşulsuz olarak saygı duyulmasını talep etmektedirler. AB’nin Kıbrıs sorununa müdahil olmasını, AB’nin yapay ayrılıkları ortadan kaldırmak prensibinin adada uygulanmasını ve Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların birleşik bir Kıbrıs devleti içinde ırksal ayrılık olmadan birlikte yaşamaları gerektiğini savunmaktadırlar."